Yazılar  [1] [2] [3] [4]
     

 

Sayın Ümit Gezgin’in ‘Tehlikedeki Güzellik’ adlı sergi hakkındaki yazısı

Sanatçı Dagmar Göğdün salt bir çiçek estetiği var etmiyor. O bunun çok ötesinde bir gerçekliği görselleştirmenin ve onu fotorealizmin tanımlanmış sınırları içinde işlemenin zorlayarak; bir tür ekolojik ve bireysel bir estetik serüvene çıkıyor. Endemik çiçekler belki gerçekte yeryüzü coğrafyasından anbean yok oluyorlar ve daha çok da Türkiye’ye özgü bir doğasal gerçekliğin bütünlüğünü oluşturan bu güzelim canlılar, yok olmanın eşiğinde bir sanatçının büyülü parmakları ve evrensel coşkusuyla ekolojik ve olabilen bir varoluş boyutuna taşınıyorlar.

Sanatçı Dagmar Göğdün ekolojik sorumluluğuyla canlılığa, özelde çiçeklerle olan tutkusunu kendi özgün estetiği içinde bir araya getirmiş. Bunu realizmin fotogerçekçilik boyutunda özellikle algılayarak, sorumluluğunun ve sevgisinin ciddiyetini en somut anlamıyla da göstermiş. Bundan sonrası doğaya ve estetiğe duyarlı insanların bakış açısına kalmış durumda. Gerçekten çevremizde gitgide daha az rastladığımız güzelliklerin yok olmasına göz mü yumacağız, yoksa bir şeyler yapacak mıyız artık. Bir anlamda yeryüzü yuvarlağındaki insanın yaşamsal sorunu ve sorumluluğu da artık bu. Ve gitgide de yerel olmaktan kurtularak evrensel bir çizgide algılanması, yorumlanması gereken bir sorumluluk, bir insan ve estetik ideal. Sanatçı Türkiye’ye daha çok özgü bir doğa harikasını estetiğine taşırken çift başlı bir sorumluluk alanı içinden bakıyor olaya. Ve bir anlamda da çağdaş estetiğin yüklenmesi gereken sorumluluğuna ve açılımlanması gereken boyutuna da kendince açıklama getirmiş oluyor. Sanatçı artık bireysel ve içine kapalı bir sanat üretmemelidir. Sanat doğayı, bireyi, toplumu ve dünyaya içine alan bir sorumluluk, bir sevgi ve varoluş boyutlarında algılanarak, ama estetik ve bireysel yaratıcılıktan ödün  vermeden yoluna devam etmelidir. Belki de artık çağdaş estetiğin ve çağdaş yaratım olgusunun özellikle üzerinde durması gereken boyut burada. Bu kapı aralanır ve yaratıcı çözümler getirebilirse, yeni soluklar ve sanat içinde faydalı olan açılımlar, birikimler de modeller geliştirebilir. Sanatçı Dagmar Göğdün Türkiye’nin yaygın olarak değişik yerlerinde, özellikle de sarp dağ yamaçlarında ve kayalıkların insanın ulaşması çok güç olan kısımlarında yetişen çiçekleri, biraz estetik bir yabaniliği de bulunan ve belki bu yönleriyle de dokunulmaz bir vahşi güzellikleri de bulunan o çiçeklere yönelmiş. Onları yakından kendi estetik merceğinin odağına yerleştirmiş. Bütünlükleri içinde onları değerlendirmiş ve böylece hem estetik bir serüven yakalamış, hem de ekolojik bir bakış açısı sunmuş. Çünkü bu çiçekler bakımsızlıktan, ilgisizlikten, giderek yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. İşte tüm bunlar nasıl çözümlenecek? Sanatçı salt bir görsel güzelliğin peşinde değil. Öyle olsaydı ekolojik sorumluluk taşınmazdı. Oysa ciddi bir ekolojik bilinç, tavrı gösteriyor sanatçı ve tüm sağduyulu insanları, tüm dünyayı, bu güzelliğin ayırdına varmaya çağırıyor. Çiçeklerden başlayarak bütün güzellikleri, bütün yok olmayla karşı karşıya kalan değerleri koruyalım, geliştirelim diyor sanatçı.

Zor doğa koşulları içinde güç bela yetişen bu çiçekler, gerçekten çoğu zaman vahşi bir güzelliği, üperti uyandıran bir çekiciliği üzerlerinde barındırlar. İşte sanatçı bu yönlerini,bu vahşi cazibelerini de çiçeklerin bütün bir realist tutumu içinde başarıyla anlatabilmiş, hayret edilecek bir başarı ve duyguyla sanatçı, doğanın o zorluğuna ayak diretmiş ve bir güzelliği ve estetiği oluşturmuş çiçekleri yakın çekim bir estetiğin içine, gerçekliği zorlayarak taşımış, bunu yaparken de kendi üslup özelliğini minimal yaklaşımlarla ve fonu siyah bir renk olgusuyla değerlendererek korumuş ve geliştirmiş.

Böylelikle görsel estetik ve her bir çiçeğin cazibesi minimalist yaklaşımın bütün estetik yaklaşımıyla ortaya çıkmış. Bu anlamıyla çağdaş sanatın açılım noktaları içinde Dagmar Göğdün özgün bir estetik tanımlamanın içinde yer almakta, bunu her iki anlam boyutu içinde geliştirmekte ve üretmektedir. Bireysel ve toplumsal, sorumluluk ve estetik duygusu onu çağdaş estetiğin bilinçle kavranılması gereken boyutunda yeniden var etmektedir.

Sanatçının ele aldığı çiçekler birbirinden enteresan özellikler taşımakta ve yine hepsi ayrı ayrı nesnelere, canlılara benzeyerek hayretler uyandırmaktadır. Bunlardan böcek orkidesi (Ophrys speculum) bir canlıyı çağrıştırmasının ötesinde üpertici ama insanı bağlayıcı bir renk ve biçim diyalektiği meydana getirmektedir. Yine yüksük otu (Digitalis lamarcki Ivan) da şaşırtıcı biçimsel ve formsal özelliği, giderek de yapısal ve renksel görüntüsü ile insan saygıya davet eden bir yapı ve özellik sergilemektedir. Yine Ters lale (Fritilaria acmopetala) lale kavramına ve boyutuna doğasal ve ekolojik gerçeklik içinde olan özgün bir boyut ekleyerek sanatçının fotorealist dünyası içinde yer almaktadır; bize ve tüm insanlara mesaj dolu bir estetik serüven hazzı yaşamaktadır. Bu tür resimler özünde doğaya saygıyı önceleyen birer estetik özgün yapıttır ve çift katmanlı bir estetik anlamın ortasında yer alarak kendilerini konumlandırılar. Sanatçıyı her iki anlam katmanın da göz önünde bulundurduğu ve bunu yetkin bir estetik özgünlükle ortaya koyduğu için ayrıca tebrik etmek gerekmektedir.

Ümit GEZGİN
Sanat Eleştirmeni

 

Sayfa [1] [2] [3] [4]