KAMER BATIOĞLU’NUN RESİMLERİYLE RENKLERİN
RÜYASINA YOLCULUK
Kamer Batıoğlu’nun
resimlerinde mevsimsiz, mağrur ve kırılgan kadınların
ıslak düşlerinden bir ‘isyanlar galerisi-müzesi‘
oluşturabiliriz. Kadınların her biri masum anne!..
Kadınların kalplerinden duman tütüyor, sis
damlıyor...Gün görmüş bir felsefenin uykusuz saflığı
içimizde sakin bir deniz duygusu bırakıyor... Kamer
Batıoğlu’nun resimlerinde naif bir yaranın ince sızısı
ruhumuza saplanırken, zaman zaman içimize doğru
fırlattığı sürrealist bir terapi, fantazyanın göğüne
tırmanıyor..Kamer Batıoğlu’nun resimlerinde kadının iç
dünyası sorgulanıyor, kadın olmanın iç ağrısı,
yalnızlığı ve büyük sessizliği kusursuz bir resim
diliyle anlatılıyor...Tutsak edilmiş, tutsak olan ne
varsa belki de onun resimlerini yapıyor!..Neyin ruhu
acıyorsa onun resmini boyuyor...Üşüyen bir boşluk,
acıdan ıslık çalan bir kavak ağacı, kıvranan bir orman,
uçamamaktan pas tutmuş bir güvercin, ısırılmayı bekleyen
mutsuz bir elma bile ressamı ilgilendiriyor!..Bütün
canlıların ve nesnelerin sustuğu yerde başlıyor
acı!..Dilin ve renklerin sessiz rüyası bulutsu bir
derinlik bırakabiliyor.. Çıldıran ve kamaşan kayıp
inceliklerden sıcacık bir aşk görgüsü çıkarmayı ne de
güzel başarıyor Kamer Batıoğlu!..
Boynunu bükmüş, bahçesi oyulmuş, umutları solgun ve canı
sıkılan bütün figürlerin en trajik yanını görebiliyor
Kamer Batıoğlu!..Koyu renkler yağıyor en ‘nü’
yanımıza!..Ne tuhaf... Kaderin yüzü buruşuyor ve
sevgisiz kalan her şey hurdaya dönüşüyor... Birey
olabilmenin o derin hazzı ve sonsuz olanın, içinden
çocuk geçen hayatların, kül bahsinde yanan renklerin
kıymetini iyi biliyor... Bütün renklerin teninden ve
kimyasından, direnmenin ve insan olmanın tarihini
yeniden çiziyor da, bu şaşkın coğrafyada nerede
durduğumuzu hatırlayabiliyoruz... Kamer Batıoğlu’nun
resimlerindeki iyi niyetli pentür tavrı kötü niyetli
beyazların vahşetine bir melek dokunuşudur!.. Kamer
Batıoğlu aslında ay ışığının fazla parlayan melon
şapkalı bir kız çocuğuydu!.. Kamer büyüdü, büyüdükçe
insan yüzlerine ışık tutan bir ay bahçesi oldu!.. Kamer
Batıoğlu resme sürgün, unutulmuş ve kaybolan değerleri,
plastik bir tat ve resmin o ulaşılmaz derin ışığıyla
önce kalbimize sonra ruhumuza hatırlatan ve hayata ince
bir gülümsemeyle bakan muhteşem bir tanrıçanın gözleri
değil de nedir?
Kimi ressamlar vardır bazı
tablolarına Tanrı’nın lekesini bırakırlar ve gelecek
zaman denizinden buğunun rüzgarını üflerler. Bazı
ressamlar vardır sonsuz olanın tutkusuna, ateşine
kaptırmışlardır ruhlarını ve oradan geri dönmek
istemezler. İşte Kamer Batıoğlu da onlardan birisidir ve
toplumun duyarlığını sarsan resimler yapmak ister ve
asla rastlantıya yüz vermez!
Resmini oluştururken zaman ve
mekan kavramlarını gurbete gönderir ve resimle olan
sevişmesi uzun bir terapi gibi süreceğinden, hayatla
didişir gibi didişir renklerle. Resimlerinin ana
temasını kadın ve kadın sorunları oluşturur daha çok.
Anlatımcı bir tutum sergileme çabası, ressam ruhunun
yerinde duramadığından mıdır bilinmez fakat dışa
vuramadığımız, açıklayamadığımız, kendi içimize
akıttığımız sıkıntı, öfke ve kadının bin yıllık isyan
çığlığını görebilirsiniz Kamer Batıoğlu’nun
tablolarında...Ayrıca ağaç figürü, figür olmaktan çıkmış
neredeyse hayatın kendisi haline gelmiştir. Müthiş bir
gözlemci yeteneği de olan ressam Kamer Batıoğlu
kendisiyle yapılan bir söyleşide şunları söylüyor:
“Ağacın yeryüzünde çok sağlam bir yapı olduğunu ve bu
sağlamlığını da kökleri sayesinde kazandığı
düşüncesinden yola çıkarak insanları kökleriyle doğaya
bağlıyor; yeşeren yapraklarla umudu ve üretkenliği,
kuşlarla da her zamanki gibi özgürlüğü ve yaşama
sevincini vurguluyorum”...
Biz kazanan ve kaybedenlerin
olduğu, ruhların iğdiş edildiği vahşi, puslu ve acımasız
bu çağda hayal gibi yaşıyoruz belki de. Ruhlarımızı ve
gövdelerimizi kemiren ne kadar çok şey var bu hayatta.
Bizler oynanan bu kötücül oyunların son çocuklarıyız
belki de. Huzursuzluk ve hüzün kuşatmış her yanımızı.
Savrularak, nereye gideceğini bilmeden yaşayan ya da
yaşayamayan tuhaf insanlar yolcusuyuz. Kendimizi
hatırlayamamak en büyük cezadır bize.
Sürekli canımız yanıyor
durmadan. Zihnimiz kirlenmiş ve bulanık. Ne büyük bir
trajedidir insanın kendisine yabancılaşması. Masum bir
çağda yaşamadığımız bellidir. Giderek uzaklaşıyor
ruhumuz bedenimizden. Kaybolmuş gölgeler rıhtımında
kendimizi arıyoruz. Herkesin yüzünden üzgün bir susku,
şaşkın bir yara akıyor. İşte bunları düşünüyordum Kamer
Batıoğlu’nun tablolarını seyrederken, izlerken, okumaya
çalışırken...Tablolarındaki görünmeyenleri de görüyor,
içim sarsılıyordu...
Kamer Batıoğlu’nun
resimlerinde unutturulan hayat bizi bize çağırıyor ve
resimlerindeki çığlıklar aklımıza ve kalbimize bir ok
gibi saplanıyor. Saflığımıza geri dönmek arzusuyla
kıvranıyoruz. ‘ Başkalaşımlar ‘ rüyasından kendi
payımıza düşeni ince bir sızıyla alıyoruz. ‘Şu sis
perdesini aralayın da kendinizle yüzleşin’ diyor adeta!
Kamer Batıoğlu’nun resimleri hüzün şamarları gibi
kalbinizi acıyla ısırıyor. Renklerin de bir sesi var
çünkü!
Renklerindeki ölümcül devinim
hayal gücümüzü kışkırtıyor. Renklerindeki ışık silsilesi
bir imge gibi patlıyor ruhumuzda. Tesadüf resimleri
değil bunlar. Ağaçlara öyle bir anlam katıyor ki; onlara
sarılasınız geliyor. Yaprakların dikenli renkleri
batıyor elimize. Saf bir doğa kavrıyor içimizdeki
ölmemiş, yaşayan yerlerimizi. Kamer Batıoğlu
resimlerinin saklı sularında yıkıyoruz çocuk
yüzlerimizi. Renklerin sırrına eremiyoruz belki ama
hayatın karşısında ne kadar da yalnız olduğumuzu bir kez
daha hatırlıyoruz.
Ben Kamer Batıoğlu’nun
resimlerine ne zaman baksam, ay rüzgar gibi sallanıyor
ruhumun mavi avlusunda...
Engin Turgut
|