Yazılar  [1] [2] [3] [4]
     

 

Rifat' ın resimleri üzerine

Rifat’ın 1997-98 yıllarında ürettiği işler, kendi içlerinde, bir gösterinin kurgulanmışlığının ve sonlandırılmışlığının izleriyle birlikte, incelikli bir mizaseni ve duruşu barındırırlar. Yalnız, kimsesiz, yalnızca orada ve size bakarlar; onlara bakarken etkilenmemeniz için. Daha önceki yıllarda bir dizi seri resme imza atan Rifat, bu serilere verdiği adlarla da izleyiciye ipuçları vermekten çekinmez; Helezonik Düşler, Kabus ve Korkular, Balıkların Gecesi gibi. Bu adlardan da anlaşılabileceği gibi oldukça frapan ve sert görünen bu tematik çalışmalar, bir yaratıcının (bir yaratıcı adayının) kimlik ve kişilik arayışlarını da ifade ederler. Boya ve figür resminin düzenlemecilik anlayışını baştan bir kabulle tuvalin karşısına geçmiş gibidir. Neki, daha sonraki dönemlerde özellikle bir ara, dönem niteliği taşıyan ürünler (Rifat’ın Kahvaltı Sofrası adını verdiği seri) belli değişim ve olgunlaşmanın izinde üretilmiş işlerdir. Gerçi daha önceki dönemlerde Atölyelerim serisinde birçok resimde görülen bu eğilim, giderek belli bir üslüp oluşturma yolunda anlam kazanır. Daha sonraları da mekanın giderek figür ve ölü doğayla iç içe geçtiği bir dönem başlar. Perspektivi bölen, parçalayan ve resimsel bir alanın hizmetine sunan bu anlayış, boyanın büyüsüne ve örtücülüğüne de yakın durur. Figürün başucuna yerleştirildiği çocukluk düşleri giderek bir sorgulamaya dönüşür. Gündelik yaşamla özel yaşamın örtüştüğü bir döneme gelinir. 1998’deki bir önceki sergisine Yokuş Aşağı adını veren Rifat, yaşamın devamlılığı ve gidişi üzerine imalarda bulunuyor gibidir. Merkezde kendine yer edinen kadın figürü nihai bir anlam kazanmaya başlar; onunla da, onsuz da. Resmin duygusunu oluşturan, önceki Rifat resimlerinden ayıran bir çizgiye gelinir; mekan belirleyici olmaktan çıkar ve bir durumu ifade etmekten çok, bir art figürü oluşturur. Bu çok perspektifli resim anlayışının bir sonrasındaysa, görünenin ve görünmesi/gösterilmesi gerekenin yerine-ve bir katkı olarak-tuvale (sanki) bir dışarıdan müdahaleyi anımsatan ya da boyada gerçeğini bulmaya çalışan Rifat’ın resimselden kurtulup, resimle yakınlık kurduğu ve onu rengin, boyanın ve kompozisyonun yerli yerinde kullanıldığı, başka bir resim gerçeğine doğru bir yolculuğa çıkarır. Bu noktada renk ve figür bağımsızlıklarını ilan ederken, boyanın örtücülüğü desene müdahalesini sürdürür ve boya bir tekstür aracıymış gibi resmi belirler. Görünen dünyanın, gösterilen olmaya (gerçekten) başladığı bu dünya, bir olgunlaşma arayışının ciddi izlerini taşır. Figürün dışarıdan baktığını ve bu dünyada bir yer tuttuğunu (düşlediğini) var saydığımız peyzajlarında bile Rifat, sonlandırma öngördüğü bir düzenlemeyi öne sürer. Israrla tuval resmine yakın duran ve aykırı olmaktan çok, sınanmış gibi görünen, yeniliğe-dönüştürücü olmadıkça yenilik yoktur! Kendi eskisinde yakın duran Rifat, resimde kendi seçtiği dünyanın tüm sorunlarına ve yanıtlarına açık bir uç olarak üretir resmini. Bu ucun açık olması en büyük tesellidir ve gerisi boştur.

Son söz: “…iç dünya ile dış dünyanın dalga terazisi de durağanlığa varmıştır.”   

Hermann Broch

Turgay Kantürk

Sayfa [1] [2] [3] [4]