|
 |
|
Rifat' ın resimleri üzerine
Rifat’ın 1997-98 yıllarında ürettiği işler, kendi
içlerinde, bir gösterinin kurgulanmışlığının ve
sonlandırılmışlığının izleriyle birlikte, incelikli bir
mizaseni ve duruşu barındırırlar. Yalnız, kimsesiz,
yalnızca orada ve size bakarlar; onlara bakarken
etkilenmemeniz için. Daha önceki yıllarda bir dizi seri
resme imza atan Rifat, bu serilere verdiği adlarla da
izleyiciye ipuçları vermekten çekinmez; Helezonik
Düşler, Kabus ve Korkular, Balıkların Gecesi gibi. Bu
adlardan da anlaşılabileceği gibi oldukça frapan ve sert
görünen bu tematik çalışmalar, bir yaratıcının (bir
yaratıcı adayının) kimlik ve kişilik arayışlarını da
ifade ederler. Boya ve figür resminin düzenlemecilik
anlayışını baştan bir kabulle tuvalin karşısına geçmiş
gibidir. Neki, daha sonraki dönemlerde özellikle bir
ara, dönem niteliği taşıyan ürünler (Rifat’ın Kahvaltı
Sofrası adını verdiği seri) belli değişim ve
olgunlaşmanın izinde üretilmiş işlerdir. Gerçi daha
önceki dönemlerde Atölyelerim serisinde birçok resimde
görülen bu eğilim, giderek belli bir üslüp oluşturma
yolunda anlam kazanır. Daha sonraları da mekanın giderek
figür ve ölü doğayla iç içe geçtiği bir dönem başlar.
Perspektivi bölen, parçalayan ve resimsel bir alanın
hizmetine sunan bu anlayış, boyanın büyüsüne ve
örtücülüğüne de yakın durur. Figürün başucuna
yerleştirildiği çocukluk düşleri giderek bir sorgulamaya
dönüşür. Gündelik yaşamla özel yaşamın örtüştüğü bir
döneme gelinir. 1998’deki bir önceki sergisine Yokuş
Aşağı adını veren Rifat, yaşamın devamlılığı ve gidişi
üzerine imalarda bulunuyor gibidir. Merkezde kendine yer
edinen kadın figürü nihai bir anlam kazanmaya başlar;
onunla da, onsuz da. Resmin duygusunu oluşturan, önceki
Rifat resimlerinden ayıran bir çizgiye gelinir; mekan
belirleyici olmaktan çıkar ve bir durumu ifade etmekten
çok, bir art figürü oluşturur. Bu çok perspektifli resim
anlayışının bir sonrasındaysa, görünenin ve
görünmesi/gösterilmesi gerekenin yerine-ve bir katkı
olarak-tuvale (sanki) bir dışarıdan müdahaleyi anımsatan
ya da boyada gerçeğini bulmaya çalışan Rifat’ın
resimselden kurtulup, resimle yakınlık kurduğu ve onu
rengin, boyanın ve kompozisyonun yerli yerinde
kullanıldığı, başka bir resim gerçeğine doğru bir
yolculuğa çıkarır. Bu noktada renk ve figür
bağımsızlıklarını ilan ederken, boyanın örtücülüğü
desene müdahalesini sürdürür ve boya bir tekstür
aracıymış gibi resmi belirler. Görünen dünyanın,
gösterilen olmaya (gerçekten) başladığı bu dünya, bir
olgunlaşma arayışının ciddi izlerini taşır. Figürün
dışarıdan baktığını ve bu dünyada bir yer tuttuğunu
(düşlediğini) var saydığımız peyzajlarında bile Rifat,
sonlandırma öngördüğü bir düzenlemeyi öne sürer. Israrla
tuval resmine yakın duran ve aykırı olmaktan çok,
sınanmış gibi görünen, yeniliğe-dönüştürücü olmadıkça
yenilik yoktur! Kendi eskisinde yakın duran Rifat,
resimde kendi seçtiği dünyanın tüm sorunlarına ve
yanıtlarına açık bir uç olarak üretir resmini. Bu ucun
açık olması en büyük tesellidir ve gerisi boştur.
Son söz: “…iç dünya ile dış dünyanın dalga terazisi de
durağanlığa varmıştır.”
Hermann Broch
Turgay Kantürk
Sayfa [1]
[2] [3]
[4]
|