|
SELAHATTİN
AYDIN: SOYUTLAMA İLE FİGÜRATİF ANLATIMCILIĞIN KAVŞAĞINDA
Figüratif sanatın geçmişi, sanatın
mimesis (gerçeğin taklit edilmesi) olduğunu ileri süren
–
ilk sanat kuramcıları sayılabilecek – Yunanlı
düşünürlere (Platon, Aristoteles) kadar uzanır. Platon’a
göre sanat, özellikle tercih edilmiş bir “yarar” taşımaz
ve tam anlamıyla gerçeği ifade etmez. Aristoteles ise
Platon’dan ayrılarak tümüyle sanatın yararlılığı üzerine
düşünceler öne sürer. Sanat yapıtının ne anlattığı-
gösterdiği sorusu da bu düşünceyle yaşıttır bir bakıma.
Kuşkusuz ki bu ilk sanat kuramcılarından önce de sanat
vardı, ama o zaman bu türden soruların- en azından böyle
uluorta sorulmadığı daha masum bir döneme denk düştüğünü
kabul etmemiz gerekiyor.
Ne var ki bir kez başladık ve
devam ediyoruz. Artık neredeyse düşünmeden, tasarlamadan
sanat yapmıyoruz. Dahası başka şeyler de yapmıyoruz gibi
sanki. Her şeyi hesap ediyoruz, tasarlıyoruz,
yöneltiyoruz. Çünkü karşımızda bir kurum olarak izleyici
var. Sanatçının taklit kuramından öteye geçerek dünyayı
ve hayatı yorumlaması ile izleyicinin yapıtı
yorumlaması- alması arasında her zamankinden daha çok
bir benzerlik oluşmuş durumda: Kendi diline çevirmek.
Yani bir bakıma kendinin kılmak gibi bir durum… Bu
insani bir haktır ve sanat bu hakkın sonsuz-sınırsız
olanaklarının genişletilmesiyle ilerleyebilir ancak.
Eğer masum bir taleple beğenip sevmekle yetinebilseydik
sorun yoktu ama sanırım bu durumda sanat da var olamazdı
herhalde.
Neredeyse tümüyle kavramsal handikapların tık nefes bir
kabızlık haline getirildiği bir dönemde Selahattin
Aydın’ın resimlerine bu bağlamda yöneldiğimizde
karşımızda daha yalın ve sahici plastik değerler üzerine
düşünceler geliştiren bir sanatçıyla karşı karşıya
olduğumuzu anlıyoruz. Aydın resim yapıyor yalnızca,
gevezelik yapacağım derken resmi yüzüne gözüne
bulaştırmıyor. Bir takım sözde entelektüel kabızlıklarla
plastik dili kendi elleriyle boğmuyor, aksine kendinden
önce oluşmuş tarihsel birikimden referanslarla yeni
basamaklar kurmaya çalışıyor. Rengin, formun, biçimin,
leke ve çizginin temsil ettikleri nesneden kısmen
bağımsızlaşmaları niyetli bir yol izliyor.
Modernist süreçte iyice kimlik
bulan bu sanatçı tavrı bilindiği gibi Remrant ile
başlamış ve günümüze kadar gelişerek sürmüştür. Resimsel
temel dil öğelerinin bağımsızlaşarak dilden doğrudan
resmin kendisi olmaya. Yönelen bu tutum, Aydın’da iyice
kişiselleşiyor. Herhangi bir resmin seçilmiş herhangi
bir bölmesinde neredeyse soyut bir düzenlemeye yol açan
bu çalışma, lekelerin ve tonların sadece kullanana ait
dışavurumu olarak kimlik buluyor. Bu alabildiğine özgür
soyutlama, her ne kadar doğaya ait referanslar üzerine
gelişiyor gözükse de, aynı yüzeyde yer alan figürlerde
görülen figüre bağımlı tutum, sanatçıda ikili bir
tutumun varlığına işaret ediyor. Son dönem resimlerinde
kısmen de olsa birbirine yaklaşan bu ikili tutum,
sanatçının ruhunda, iç dünyasında ve bilincindeki bir
ikilemin belirtisi olarak değerlendirilebilir. İçinde
yaşıyor olduğumuz güncel durumun yansıması olarak da
kabul edilebilecek bu ruh hali hem konuşkan, hem suskun,
hem ileri atılan hem de geri, içine çekilen bir ritme
sahiptir.
Her şey akıla dayanmaktadır ama
kalbimizin aklı da devreden bir türlü çıkmamaktadır.
Yaşam canlılığını yitirmiş, ölüm yaşar hale gelmiş,
dünya daralmış sanki. Bilgi neredeyse bilgisizliğe yol
açmış cehalet iktidara geçmiştir. Bütün parçalanmış,
parça bütün adına konuşur hale gelmiştir. Daha yerleşik
ve olgun bir duyarlık karşısında böylesi bir dünyanın
algılanışında daima bir kırılganlıkla bir sertlik olarak
beliren öfke yan yana gelişir. Aydın’ın dünya ve hayat
ile ilişkisi de bu renkleri taşımakta, ister istemez
resimleri de aynı yolu izlemektedir.Boya kullanmadaki
yer, yer taşist,sert uyum ve emin olma hali ile resim
içeriğinin kırılgan,hüzünlü yarı mistik ve gerçeküstü
imgesi sanki zorunlu bir koalisyon içerisindedir.Bu
zıtlık Aydın’ın resimlerine bir gerilim
yüklemekte,izleyicinin duyumlarına ise diri enerjiler
taşımaktadır.Kapalı mekanlarda tanıdık gelebilecek
figürlerin aynı olağanlıkta dış mekanlara
yerleştirilmesi-gerçeküstü tutuma öykünmeden-gerçek dışı
çağrışımlara yol açmaktadır.Figürlerdeki durağanlık
çevreyle birleştiğinde zamanın neredeyse durduğu,anın
işlemediği donmuş bir görüntüye dönüşmektedir sanki.
Susan Sontag;”Sanat yalnızca bir
şey hakkında değildir, kendi de bir şeydir” demişti. Bu
tanımlama sanatın yeni durumuna işaret etmektedir. Bir
şey anlatmak, için kendini kendi kılmak. Selahattin
Aydın da her özgün sanatçı gibi genel sanat anlayışından
kendi sanat tutumunu kurumlaştırmaya çalışıyor. Bir
yandan sanat eğitiminden getirdiklerini
kişiselleştirmeye çalışırken öte yandan da kendi kişisel
bakış-algılayış-düşünüş açısını bu dil ile yoğurmaya
yeniden kurmaya çalışıyor. Bu çaba hem edindiği dili
dönüştürüyor hem de kendi kişiselliklerini bu dil ile
seçkinleştiriyor. Yani bir bakıma sanat ile kendinden
başka bir kendi kurmaktır bu. Yeniden inşa etmek,
dönüştürüp başka bir platforma taşımak. İlk bakışta
kuzeyli(Norveç, Rusya,Almanya vb.) Türkiye’de bir farklı
sanatçı yolu oluşturmaya girişiyor.Norveç’li çağdaş
sanatçı Odd Nedrum’un ruhsal dünyasına yakın bir çizgide
ilerlerken,onun sıcak renklerle oluşturduğu
atmosferleri,Aydın alabildiğine soğuk renkler ve
düzenlemelerle kuruyor.Figüratif resimlerindeki yüceltme
tavrı sosyalist gerçekçi Rus ressamlarını
çağrıştırmakta,bu yönüyle de Türk resminde pek de alışık
olunmayan bu tutuma sahip görünmektedir.Ne var ki
Aydın’ın resimleri her ne kadar figüratif olsalar da ne
Nedrum kadar açık anlatımcı ne de Rus ressamları kadar
gerçeğin nesnel yorumunun peşindedir.Bu resimler
göstermek ve anlatmaktan öte bir noktaya doğru
ilerlemektedir.
Amerikalı sanatçı Willem De
Kooning şöyle demişti:”Şöyle bir görünüp kayboluveren
bir şeydir içerik, şimşek çakması gibi bir karşılaşma.
Küçücük-çok küçük bir şeydir yani” Bu içerik tanımlaması
tam da Aydın’ın resimlerindeki içeriğe denk gelmektedir.
Zaten Aydın’ın oluşturduğu resimsel imge de Nedrum’un
figüratif anlatımcılığı ile Amerikalı Kooning’in soyut
“şimşek”lerinin çakıştığı bir noktada yürümektedir.
Ekrem Kahraman
Kasım
2002, İstanbul
|